İbretlik Hikaye: Rûya!

Bir gün bir zat rüyasında çok garip bir şey görmüş, kendisine şöyle söylenilmiş, Sabah uyandığında hazırlığını yap ve uzun bir yolculuğa çık.

Bu yolculukta karşına birçok şey çıkacak.
Karşına çıkacak olan bu şeylerden ilk çıkanı yemelisin.
Sonra ikinci çıkan şeyi saklamaya çalış.
Üçüncü çıkanın senden istediği şeyi de kabul et ve yerine getir.
Dördüncü çıkan şeyi ise üzme, derdine derman ol.
Beşinciden ise bütün gücünle kaç.

Sonra sabah olmuş adam bu rüyadan çok etkilenmiş, hazırlığını yapmış ve yola çıkmış. Sonra karşısında büyük bir dağ görmüş.

İlk çıkan şey bu olmalı demiş ve daha doğru yürümeye başlamış. Dağa yaklaştıkça dağ küçülüyormuş. Sonra bir tepe kadar olmuş, adam yine yürümeye devam etmiş daha da küçülmüş en son bir lokma kadar küçülmüş. Adam da almış onu ve yemiş.

Baldan daha tatlıymış tadı. Sonra yolculuğa devam ederken bir leğen görmüş. Herhalde ikinci şey budur demiş. Bu leğeni, elleriyle kazdığı toprağa gömmüş ve yürümeye devam etmiş.

Bir de ne görsün leğen tam karşısında sonra tekrar gömmüş biraz sonra leğen yine çıkmış. Bir kaç defa daha denedikten sonra ben görevimi yaptım demiş ve yola devam etmiş.

Sonra bir kuş gördü, bu kuş bir şahinden kaçıyordu, kuş adamı görünce hemen yanına gitti ve Ey Allah’ın sevgili kulu bana yardım et ve beni bu yırtıcı hayvandan sakla dedi.

Adamda bu üçüncüsü olmalı dedi, bunu saklamam söylenmişti dedi ve kuşu aldı sakladı.
Sonra şahin de adamın yanına geldi ve benim rızkımdır o kuş, beni kırma, kuşu bana ver ki açlıktan ölmeyeyim dedi.

Şahinde dördüncü şeydi, şimdi adam hangisinin isteğini yerine getirecekti. Kuşu saklamalı, şahini de doyurmalıydı. Ne yapacağını bir süre düşündü en son kararını verdi.

Çıkardı kendisi için hazırladığı azığı şahine verdi gönderdi.

Biraz daha ilerledi, artık akşam olmuştu. Yolun kenarında bir leş gördü, kokusu ve görüntüsü çok rahatsız etmişti adamı oradan da uzaklaştı fakat yürümeye takati kalmamıştı.
Sonra bu rüyanın ve bu olayların manası nedir diye düşündü. Yine uyudu ve rüyasında olayların aslı anlatıldı.

– Birinci görüp yediğin şey öfkendir, koca bir dağ gibi görünür ama sabredersen hem küçülür hem de mükafatı olarak baldan tatlı olur. İyi ki sabretmişim diye şükredersin.
– İkincisi ise amelindir, istediğin kadar sakla, ortaya çıkar. İyi veya kötü gizli saklı kalmaz.
– Üçüncüsü sana bırakılan maddi ve manevi emanetlerdir. Onlara sahip çıkmak senin vazifendir.
– Dördüncüsü ise ihtiyaç sahipleridir, onlarla en iyi şekilde ilgilenmelisin. Gerekirse kendinden olanı paylaşmalısın.
– Beşincisi de çevrendekilerin gıybetini yaptığında karşılaşacağın kötü tablodur. O kötülük bir leş gibi etrafa yayılır ve hep seni rahatsız eder, gıybet ettiğinde ortaya çıkan sonuçtan da kaçıp gitmeye takat bulamazsın.

Bu hikayemizi beğendiyseniz paylaşmayı ve sayfamızı takip etmeyi lütfen unutmayın… Bu kıssada verilen mesaj hakkında ne düşündüğünüzü de yorumlarda belirtebilirsiniz.
Allah’ım kıssadan hissemizi eksik etmesin, Amin…

Eski Çin’de idam mahkumlarının son gecelerini hep birlikte neşe içinde geçirmelerine izin verilirmiş.

Mahkumlar, cellat da aralarında olmak üzere, hep birlikte sabaha kadar şarkılar söyler, en sevdikleri yemekleri yer ve pirinç rakısı kadehlerini peş peşe yuvarlayıp mutlu olurlarmış.

Sabahın ilk ışıklarıyla birlikte cellat, ansızın hareketlenip palasını çeker ve hafiften çakırkeyif mahkumların kellesini, tırpanla başak biçer gibi alıverirmiş.

Yine böyle bir infaz ayininde mahkumlar, sabahın ilk ışıklarına kadar pek güzel eğlenmişler, şarkılar söyleyerek yiyip içmişler.

Derken güneşin ilk ışıkları dağların arasından görünmüş. Fakat hiçbir şey olmamış.

Mahkumlardan biri, cellada sormuş: “İnfaz neden gecikti?”

Cellat, “Gecikmedi ki,” demiş.

“Fakat kellelerimiz yerli yerinde duruyor” diye diretmiş mahkum.

“Size öyle geliyor,” demiş cellat, palasına bulaşan kanı göstermiş mahkuma. Dehşete kapılan mahkum, “Nasıl yani?” diye mırıldanmış.

“Ben çok hızlıyımdır,” demiş cellat.

“Ayağa kalktığın anda kellen kucağına düşecek.”

Kıssadan hisse; kelleniz çoktan gitmiş olabilir, ancak siz bunu henüz fark etmemiş olabilirsiniz.

Bir şey olmuş, ama siz olan şeyi henüz idrak edemediğiniz için olmamış gibi davranıyor olabilirsiniz ve kellenizin hâlâ yerinde olduğunu sanıyorsunuz.

Gerçeği anlamanız için ayağa kalkmanız gerekiyor…